İzmir Yaşam Alanları’ndan ‘Çeşme Projesi’ tepkisi: Sermayeye mahkum değiliz!

İzmir Yaşam Alanları’ndan ‘Çeşme Projesi’ tepkisi: Sermayeye mahkum değiliz!

İzmir Yaşam Alanları Meclisi, kamuoyunda tepkilere neden olan ‘Çeşme Turizm Projesi’ hakkında basın açıklaması yayımladı. İzmir Yaşam Alanları Meclisi’nden yapılan açıklamada, ‘turizm’ adı altında yaşam alanları tahrip edileceği ve sermayenin daha da zenginleşmesine hizmet edeceğine vurgu yapıldı. Açıklamada, bölgedeki demografik yapının değişeceği ve Alaçatı örneğinde olduğu gibi kültürel değerlerin de yok olacağı savunuldu.

“Projenin yüzde 26’sı orman alanı, yüzde 10’u tarım arazisinde yer alıyor”

Yarımadanın 300 milyon metrekare büyüklüğünde olduğu hatırlatırlırken, “Proje bu alanın yüzde 55’inden yani yarısından fazlasını (16 bin 624 hektarı) kapsamaktadır. Bu alanın yüzde 97’si kamunundur. El değmemesi gereken bakir alanlardır. Sahiller ve deniz alanları bu rakamın dışında iken, projenin yüzde 26’sı, (4 bin 293 hektar), tescilli orman alanlarında uygulanacaktır. Proje alanının yaklaşık yüzde 10’u (16 bin dekarı) tarım arazisidir” ifadelerine yer verildi.

Su sıkıntısı vurgusu

İYA tarafından yapılan açıklamada bölgedeki su sıkıntısının altı çizilirken, “İzmir için kişi başına yıllık su miktarı bin 316 metreküp olarak hesaplanmaktadır. Bu değer de su kısıtı bulunan yerler için verilen bin 500 metreküp değerinin altındadır. 100 bin kişi denilen istihdam kapasitesi düşünüldüğünde bile su gereksinimi önemlidir. Mevcut haliyle bile su sorunu olan İzmir’in, bu sorununa çözüm bulmadan nüfus yoğunluğu getirecek her türlü projelerden kaçınması zorunluluktur“ denildi.

İYA’dan yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde:

İzmir Yaşam Alanları olarak doğal ve kültürel değerlerimizden olan Çeşme Yarımadası için hazırlanan ‘turizm projesi’ne ilişkin yaptığımız açıklamalarda “yalnız Yarımada’nın değil, tüm bölgeyi etkileyecek bir sorundur” demiştik. Projenin sadece Çeşme’nin, Yarımada’nın değil İzmir’in geleceğini ipotek altına alacağını, kenti yaşanabilir olmaktan çıkartacağını vurgulayarak, “Tarafız, Muhatabız” demiştik.
Kamusal hiçbir yararı olmayan Proje, Turizm Bakanı tarafından “12 aya yayılmış bir turizm faaliyeti, bir milyon turist ve 100 bin kişilik istihdam” vaadi ile paketlenerek sunuluyor. Pakete bir de “Kemeraltı’na yatırım”  bonusu eklenerek çekiciliği artırılmaya çalışılıyor.
Bizleri “taraf ve muhatap kılan”, Yarımada’nın da, Kemeraltı’nın da sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel değerlerin, kent belleğindeki etkisinin hem merkezi hem de yerel yönetim tarafından yok sayılması ve korunmaya, sahip çıkmaya değer bulunmamasıdır.
Oysaki yapılmak istenen, “Turizm” kisvesi altında, devletin gücü ile bir yandan yaşam alanları tahrip edilecek; diğer yandan el konmuş kamu arazileri,  altyapıları da tamamlanarak, sermayenin daha da zenginleşmesine hizmet edecek. Kazanacağı iddia edilen yerel halk ise büyük kayıplara uğrayacak, yoksullaşacak, yaşam alanlarından uzaklaşacak, demografik yapı değişecek ve aynen Alaçatı örneğinde olduğu gibi kültürel değerleri de yok olacaktır.
Bu projenin kamu yararı taşımadığı, öylesi bir muradı olmadığı çok açıktır. Bunu gördüğümüz için “tarafız, muhatabız. Burada belirtilen “turizm, istihdam, yatırım” gibi yerel yöneticilerimizin karşı çıkmadığı, çıkamadığı kavramlar “ne için, kimin için” soruları ile anlam kazanmaktadır. Bu projenin hedefi paralı turistlerdir. Alanın onlar tarafından kullanmasına odaklanılmıştır. Bu kurguda Yarımadasının, İzmirlinin yeri yoktur. Proje bölgenin demografik yapısını tamamen değiştirecektir.
Proje bir yandan tarım alanları, diğer yandan ortak varlıklarımız olan orman, kıyı ve deniz alanlarını bu oyunun sahnesi yapıyor, doğal dengeleri bozacak şekilde tüm canlıların yaşamını tehdit ediyor. Yarımada 300 milyon m2 (30 bin hektar) yüzölçümü sahiptir. Proje bu alanın yüzde 55’inden yani yarısından fazlasını (yani 16.624 hektarı) kapsamaktadır. Bu alanın % 97’si kamunundur. El değmemesi gereken bakir alanlardır. Sahiller ve deniz alanları bu rakamın dışında iken, projenin % 26’sı, (4.293 hektar), tescilli orman alanlarında uygulanacaktır. Proje alanının yaklaşık % 10’u (16 bin dekarı) tarım arazisidir. Yöreye özgü tarımsal ürün paleti ve kadim üretim kültürüne sahip bu verimli arazilerden sağlanan ürünlerle,  bölgenin tarımsal ticaret ve ihracatı gerçekleştirilmektedir. Tarım alanlarının Kültür, Turizm Projesi kapsamında yok edilmesine, sadece ekonomik açıdan yaklaşılamaz. Pandami sürecinde tarımın, kendi kendine yeterliliğinin önemini bir kez daha öğrendik.

Bölgeye yapılması planlanan yatırımlarla tarım alanlarında var olan ekolojik denge altüst olacak, toprak ekosistemi zarar görecek, iklim değişikliğine neden olunacak ve tüm canlılar bundan yaşamsal boyutta etkilenecektir.
Yarımada’da yaşanan en temel sorun içme – kullanma suyu teminidir. Alternatifi olmayan tek madde olan suyun tüm dünyada kısıtlı miktarda olduğu ve temiz su miktarının her geçen gün azaldığı artık bilinen bir gerçektir. İzmir için kişi başına yıllık su miktarı 1.316 m3 olarak hesaplanmaktadır. Bu değer de su kısıtı bulunan yerler için verilen 1.500 m3 değerinin altındadır. Yarımada’nın mevcut kaynakları projede önerilen faaliyetleri ve hedeflenen nüfusun gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalacaktır. Düşünülen golf tesisleri gibi faaliyetler tamamen suya bağımlıdır. Ayrıca, 100 bin kişi denilen istihdam kapasitesi düşünüldüğünde bile su gereksinimi önemlidir. Mevcut haliyle bile su sorunu olan İzmir’in, bu sorununa çözüm bulmadan nüfus yoğunluğu getirecek her türlü projelerden kaçınması zorunluluktur.
Yarımada özgün coğrafyası, tarihi, kültürel, arkeolojik ve doğal nitelikleriyle çok çeşitli turizm olasılıklarına sahiptir. Doğa ile uyumlu, yerel halkın içinde olduğu, dengeli, biyoçeşitliliği koruyucu, verimli turizm faaliyetleri mümkündür. Bölgenin turizm potansiyelini harekete geçirmek için, çok çeşitliliği içinde barındıran, yaşamsal bir rezerv olarak da tanımlanabilecek potansiyellerin tümü canlandırılmalıdır.     
Turizm “kimin için, ne için” sorusu ile çıkılacak yolda iktidarı, sermayeyi değil, kamusal faydayı, halkı, yaşamı önceleyen bakış; doğayı tahrip etmeyecek, ona kaldırabileceğinden fazla yük yüklemeyecek seçenekler var iken bu rant projesini ret ediyoruz.
İzmir Yaşam Alanları olarak; bu rant projesi ile ilgili gerçekleri paylaşmaya devam edeceğiz.
       Doğanın canlı ve cansız varlıklarıyla bir bütün olduğuna olan inancımız doğrultusunda bölgemize sahip çıkacağız.
        “Soylulaştırmadan değil, doğallaştırmadan yana olan bizler, bu “Soylulaştırılma”  anlayışına izin vermeyeceğiz.
       Bu bölgenin önemli bir tarım alanı olduğunu biliyoruz tarım alanlarının ranta teslim etmeyeceğiz.
       Bu Projenin hedeflerinin beraberinde getireceği yoğun yapılaşma baskısına karşıyız.
       Su fakiri olan bölgede su kaynaklarının yanlış kullanımına, dolayısıyla yaşanacak su su krizlerine ortam sağlamamak için projeye karşıyız.
       Bu Projeye bilim insanları, konunun uzmanı Odalar ve çevre örgütleri temelden karşı iken; projeye destek olanlar, göz yumanlar, sessiz kalanlar Yarımada ve İzmir’in sahipsiz olmadığını unutmamalılar.
Yaşam Alanlarımızdan rant edineceğini düşünenler, başarılı olamayacaklar.
Yaşam Alanlarımızın talan edilmesine müsaade etmeyeceğiz.
Yaşam Alanlarımızı koruyacak ve yaşatacağız.