BIST 100 11.472,16 %4,07 Altın 6.503,07 ₺/gr %3,16 Bitcoin $78.316 %1,78 Dolar 50,03 ₺ %0,05 Euro 56,36 ₺ %0,64 Sterlin 67,53 ₺ %0,62 Gümüş 83,69 ₺/gr %4,78 Ethereum $2.319,76 %2,43 İsviçre Frangı 61,28 ₺ %0,60 Kanada Doları 35,86 ₺ %0,46 Avustralya Doları 35,10 ₺ %0,78 Japon Yeni 0,00 ₺ %0,00 Suudi Riyali 13,33 ₺ %0,05 BAE Dirhemi 13,63 ₺ %0,06 Rus Rublesi 0,61 ₺ %0,61 Çin Yuanı 7,50 ₺ %0,01
Foto Galeri Video Yazarlar
Anasayfa Ekonomi İZTO Başkanı Özgener, İzmir'in 2030 vizyonunu anlattı!

İZTO Başkanı Özgener, İzmir'in 2030 vizyonunu anlattı!

İZTO Başkanı Mahmut Özgener, İzmir'in üretimden lojistiğe, turizmden ulaşıma kadar öncelikli ihtiyaçlarını ve yatırım hedeflerini açıkladı. Çandarlı'ya limanı olan OSB, Aliağa'ya altyapı yatırımları ve İzmir'e yeni stadyum önerisi öne çıktı.

İZTO Başkanı Özgener, İzmir'in 2030 vizyonunu anlattı!

ÖMER FARUK ALTIN / EGE’YE BAKIŞ - İzmir Ticaret Odası’nın (İZTO) ev sahipliğinde gerçekleştirilen 2027-2030 Dönemi Bilgilendirme Toplantısı, kentin üretimden ticarete, teknolojiden turizme kadar uzanan stratejik hedeflerini ve geleceğe dönük vizyon projelerini masaya yatırdı. "Ortak Akıl & Ortak İrade" vurgusuyla düzenlenen toplantıda, İzmir’in küresel rekabetteki konumunu güçlendirecek somut adımlar İZTO meclis üyeleri ve basın mensuplarıyla paylaşıldı.

Gerçekleştirilen toplantıda İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener sunum gerçekleştirdi.

YAPAY ZEKAYA YÖNELİK YATIRIMLAR ARTIYOR!

Konuşmasına küresel gelişmelere ve değişen dünya dengelerine değinerek başlayan Özgener, son 30 yılda serbest ticaret ve karşılıklı bağımlılık düzeninin yerini jeopolitik rekabetin şekillendirdiği yeni döneme bıraktığını ifade etti. Özgener, küresel ekonominin büyümesinin yavaşladığını fakat yatırımların yapay zeka başta olmak üzere yeni teknolojiler etrafında şekillendiğini belirtti.

Jeopolitik kırılmaya yapay zekâdaki hızlı dönüşümün de eşlik ettiğini belirten Özgener, yapay zekânın pek çok sektörde verimliliği artırdığını, insanın yerini almak yerine bilgi ve üretkenliğini geliştiren bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İKLİM KRİZİNE KARŞI MÜCADELE VURGUSU!

Son yıllarda tüm dünyanın gündeminde olan ve etkilerinin her geçen gün daha fazla hissedilen iklim krizine de değinen Özgener, bugün gelinen noktada iklim kriziyle mücadele konusunda küresel ölçekte bir mutabakat sağlandığını aktardı. Paris İklim Anlaşması ve AB Yeşil Mutabakatı’nın ortak mücadele konusunda önemli bir gündem olduğunu dile getirdi. Özgener yaşanan bu gelişmeler ile doğrusal ekonomiden döngüsel bir ekonomik modele geçildiğini ifade etti.

“ŞEHİRLER ARTIK YALNIZCA DEĞİŞİMİN YAŞANDIĞI MEKANLAR DEĞİL…”

Küresel rekabetin artık yalnızca ülkeler arasında değil, kentler arasında da yaşandığına dikkat çeken Özgener, kentlerin geleceğinin yalnızca sahip oldukları limanlar, üniversiteler ya da doğal kaynaklarla belirlenmediğini belirleyici olanın değişimi erken okuyabilmek olduğunu ifade ederek şehirlerin artık yalnızca değişim yaşanan mekanlar değil, değişimin yönünü de belirleyen aktörler olduğunu belirtti.

Türk kentlerinin de bu rekabette yükseliş yaşadığını aktaran Özgener, İstanbul’un önceki yıla göre 42 basamak yükselerek 64’üncü sıraya yükseldiğini, Ankara’nın 201’inci sırada olduğunu, İzmir’in de 333’üncü sırada yer aldığını belirtti. 

“TÜRKİYE İÇİN YENİ FIRSATLAR VE SORUMLULUKLAR DOĞMAKTA!”

Küresel değişimler yaşanırken Türkiye için de yeni sorumluluklar ve fırsatlar oluştuğunu ve son dönem performansına bakıldığında Türkiye’nin bu fırsatları değerlendirebilecek bir zeminin oluştuğunu aktaran Özgener, “Türkiye ekonomisi 2025 yılında yüzde 3,6 büyümüş; cari fiyatlarla gayrisafi yurt içi hasıla yaklaşık 1,6 trilyon dolara, kişi başına gelir ise 18.040 dolara yükselmiştir. OECD'nin Eylül 2026 Ara Dönem Ekonomik Görünüm raporu, Türkiye ekonomisinin 2026'da yüzde 2,7, 2027'de ise yüzde 3,6 büyümesini öngörmektedir. Hizmet ihracatı da güçlü bir ivme yakalamıştır. Türkiye'nin hizmet ihracatı 2025'te yüzde 4,6 artışla 122,6 milyar dolar ile tarihi bir rekora ulaşmış; turizm sektörü 63,9 milyon ziyaretçi ve 65,2 milyar dolar gelirle hizmet ihracatının başlıca kalemi olmuştur. Avrupa'ya yakınlık, gelişmiş sanayi altyapısı ve güçlü lojistik ağları, Türkiye'yi yeniden şekillenen tedarik zincirlerinde öne çıkaran başlıca avantajlardır” dedi.

Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı konumunda odluğunu aktaran Özgener, Türkiye’nin 2025 yılında yaptığı 273,4 milyar dolarlık ihracatın yüzde 43’ü olan 117 milyar doların Avrupa Birliği’ne yönelmekte olduğunu ifade etti.

Limanlarda 553,3 ton yükün işlem gördüğünü ifade eden Özgener, geçen yıla göre yüzde 4’lük bir artışın yaşandığını ve Cumhuriyet seviyesinin en yüksek rakamlarının gerçekleştirildiğini aktardı. Ayrıca işlem gören yükün 414,4 milyon tonu yurt dışı taşımacılıktan, 69,2 milyon tonunun ise transit taşımacılıktan oluştuğunu söyledi.

“DOĞURGANLIK HIZI, SON DOKUZ YILIN ALTINDA KALMIŞTIR!”

Türkiye’nin demografik dönüşümüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özgener, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye'nin nüfusu 2025 sonu itibarıyla 86,1 milyona ulaşmıştır. Doğurganlıktaki düşüş, nüfusun yaşlanmasını hızlandırmaktadır. Buna bağlı olarak ortanca yaş 34,9'a yükselmiştir. Toplam doğurganlık hızı 2001'deki 2,38 düzeyinden 2025'te 1,42'ye gerilemiş ve son dokuz yıldır nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,1'in altında kalmıştır. 65 yaş ve üzeri nüfusun payı 2025'te yüzde 11,1 iken, TÜİK projeksiyonlarına göre bu oranın 2050'de yaklaşık yüzde 23'e yükselmesi beklenmektedir. Demografik dönüşüm; sağlık, bakım, erişilebilir ulaşım ve yaşam kalitesi alanlarında yeni hizmet ve yatırım ihtiyaçlarını gündeme getirirken, nitelikli işgücüne erişimi de kentler için giderek daha belirleyici bir rekabet unsuru hâline getirmektedir”

İZMİR İÇİN STRATEJİK ÖNCELİKLER KONUŞULDU!

Sunumun geri kalanında İzmir’e yönelik projelerini aktaran Özgener’in konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“4,5 milyonluk bir metropolün üretim alanlarını, lojistik altyapısını, turizmini, çevresini ve ulaşımını birbirinden bağımsız düşünmek artık mümkün değil. İzmir’in önümüzdeki çeyrek yüzyılını belirleyecek kararları bugünden tartışmak, ihtiyaçları önceden görmek ve farklı kurumların ortaklaşabileceği bir yön ortaya koymak zorundayız.

Bu nedenle İzmir için dört büyük stratejik alanın özellikle ön plana çıktığını düşünüyoruz: üretimin geleceği, liman ve lojistik altyapısı, katma değerli turizm ile yaşam kalitesi ve kent dayanıklılığı.

ÜRETİMİN GELECEĞİ

İzmir, Türkiye’nin en güçlü üretim merkezlerinden biri. Türkiye’nin milli gelirinin yaklaşık yüzde 6’sını üreten şehrimiz; tarım, sanayi, hizmetler ve inşaat sektörlerinde yaratılan ekonomik değer itibarıyla ülkemizin üçüncü büyük merkezi konumunda. Sanayinin yanı sıra özellikle tarım sektörü özelinde süt üretimi başta olmak üzere birçok ürün grubunun üretiminde ilk sırada; su ürünleri sektöründe ise, ikinci sırada yer alan İzmir’in sahip olduğu bu çok sektörlü yapı, kentimizin rekabet gücünün temelini oluşturuyor.

Ancak önümüzdeki dönemin rekabeti yalnızca ne kadar ürettiğimiz üzerinden yaşanmayacak. Avrupa Yeşil Mutabakatı, karbon düzenlemeleri, enerji maliyetleri, yapay zekâ, otomasyon ve döngüsel ekonomi üretimin kurallarını değiştiriyor. 2026 Ekim itibarıyla Türkiye’nin elektrik gücünün yüzde 63,2’sinin yenilenebilir kaynaklardan oluşması ve tek başına rüzgâr ile güneşin payının yüzde 34’ü aşması, dönüşümün ölçeğini gösteriyor.

İzmir’in avantajı, sanayi birikimi ile yenilenebilir enerji, liman, üniversite ve insan kaynağı kapasitesini aynı coğrafyada buluşturabilmesi. Önümüzdeki hedef yalnızca üretimi büyütmek değil; daha yüksek katma değer üreten, daha az kaynak tüketen ve dünyadaki dönüşümü yakalayan bir sanayi ekosistemi kurmak olmalı.

Kuzey-Güney İzmir Alt Bölge Merkezleri Planlama Çalışması

İzmir, kuzeyden güneye doğru uzanan bir aks boyunca büyüyor. Kuzeyde Aliağa-Bergama, güneyde ise, Torbalı-Tire sanayinin giderek yoğunluk kazandığı ilçelerimiz. Bu bölgeler yeni kurulan fabrikalarla gelişmekle birlikte henüz bu fabrikaların beraberinde getirdiği nüfusu kendi bünyesinde barındırabilecek sosyo-kültürel altyapıya sahip değil. Rakamlar bu durumu net bir şekilde ortaya koyuyor. Bugün Aliağa’da çalışanların yüzde 55’i, Torbalı’da çalışanların ise yüzde 45’i farklı ilçelerden özellikle de kent merkezindeki ilçelerden geliyor. Kent içinde merkezden çevreye doğru her gün yaşanan bu hareketlilik kentsel altyapı üzerinde ciddi bir baskıya yol açtığı gibi zaman ve kaynak israfına da yol açıyor.

Diğer yandan, Kuzey’de Bakırçay, Güney’de ise, Küçük Menderes Havzaları ülkemizin en önemli tarımsal üretim merkezleri arasında yer alıyor. Dikili, Kınık ve Bayındır’daki organize tarım bölgesi projelerimizle tarımsal üretimde verimliliği ve üretkenliği daha da yukarılara çekmek istiyoruz. Her üç OSB’nin tam kapasiteyle çalışmaya başlamasıyla birlikte bu bölgelerin İzmir için önemi daha da artacak.

Sanayinin ve tarımsal üretimin gelişme eğilimini dikkate aldığımızda, İzmir’i artık kent merkezi odaklı düşünme alışkanlığımızı terk etmeye ihtiyaç var. Bunun yerine İzmir’i, kuzey ve güneyinde alt bölge merkezleri olan gerçek bir metropol olarak ele almamız gerekiyor. Bu bağlamda, kuzeyde Aliağa’nın ve güneyde Torbalı’nın bulundukları bölgenin merkezi olacak şekilde planlanması büyük bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Bu planlamanın sanayi ile tarım arasındaki dengeyi gözetmesi, önümüzdeki çeyrek yüzyıllık gelişme dinamikleri çerçevesinde doğabilecek ihtiyaçları projekte etmesi, bu projeksiyonlar doğrultusunda konut, ulaşım, lojistik, enerji, çevre ve sosyal altyapı düzleminde yapılması gerekenleri net bir şekilde ortaya koyması gerekiyor. Bunu yapabildiğimiz takdirde, Kuzey İzmir ve Güney İzmir alt bölgeleri, rekabetçi bir küme niteliği kazanacak ve sonuç olarak da İzmir’in rekabet gücünü artıracak.

Kent İçi Ekonomik Bölgeler Master Plan Çalışması

Kemeraltı, İzmir’in büyük bir değeri ve önemli bir markası. Şehrimizin kadim ticaret merkezi. Bir zamanlar gıda toptancıları, ayakkabı imalatçıları, oto tamircileri, döküm ustaları ve diğer birçok sektör hep birlikte Kemeraltı ve çevresindeydi. Zaman ilerledikçe İzmir büyümeye başladı, İzmir büyüdükçe Kemeraltı’nda yetişen esnafımız, tacirimiz, küçük üreticimiz işini büyütmek ve büyüyen şehrin ihtiyaçlarına cevap vermek için yeni alanlara taşındı. Gıda Çarşısı, Birinci, İkinci, Üçüncü Sanayi, Ayakkabıcılar Sitesi, Dökümcüler Sitesi, Karabağlar’daki mobilya imalatçıları hep bu büyüme sürecinin ürünü olarak ortaya çıktı. İlk kuruldukları dönemlerde kent merkezinin çeperinde yer alan ve görece meskûn mahal olmayan bu bölgeler şehrin büyüme hızı karşısında zamanla kentle bütünleştiler ve kentin bir parçası haline geldiler.

Bugüne kadar kent içinde kalmış olan bu ekonomik bölgelerin taşınmasını hep konuştuk. “Gıda Çarşısı’na tırlar giremiyor, şehrin dışına taşınması lazım. Birinci, İkinci ve Üçüncü Sanayilerin etrafı iyice yapılaştı, trafik çekilmez hale geldi, bu sanayiyi kent dışına çıkarmalıyız. Mobilyacılar yüzünden Yeşillik Caddesi’nde trafik akmaz oldu, hepsini taşımak lazım.” Bunlar hepimizin aşina olduğu sözler. Ama bir kentin içinden üretimi çıkarırsak geriye ne kalır diye hiç düşündük mü? Avrupa’da bunu yapmış kentler var ama sonuçları hiç de iç açıcı değil. Issızlaşan ve canlılığını yitiren kentler. O kentler şimdilerde şehir içinden taşıdıkları üretim bölgelerinin boşalttığı alanları değerlendirmek ve kente yeniden canlılık katmak için proje üstüne proje yapıyor.

Diğer yandan, taşımaya karar verdik diyelim. Peki, bu kadar büyük ölçekli ve kentle bütünleşmiş üretim bölgelerini taşıyabileceğimiz alanlar bulmak mümkün mü? İzmir’in yeni arsa üretimi konusunda kısıtlı imkanlara sahip olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Bundan ötürü, artık kent dışına taşınma söylemlerini bir kenara bırakmamız lazım.

İzmir Ticaret Odası olarak kent içindeki üretim faaliyetlerini kentin dinamik yapısını besleyen ana faktör olarak görüyor ve bu bölgeleri yeni nesil ekonomik bölge yaklaşımı doğrultusunda ele almak gerektiğini düşünüyoruz. Kentin içinde kalmış ve birbiriyle etkileşim halinde olan bu bölgeleri şehrin dışına taşımak yerine öncelikle yerinde dönüşüm yöntemleri üzerine düşünmeliyiz. Örnek vermek gerekirse, Gıda Çarşısına tırlar giremiyor, doğru bir tespit. Peki, ne yapmak lazım? Tüm Gıda Çarşısına hizmet verecek bir cep lojistik merkez kurabilir, tüm tırlar buraya gelir ve ardından mikro mobilite çözümleri ile malları dükkanlara taşıyabiliriz. Mevcut yapılar depreme dayanıklı olmayabilir, alternatif finans yöntemleri kullanarak planlı bir yerinde dönüşüm süreci yönetebilir, aynı yerde daha iyi planlanmış ve modern çarşılar, sanayi siteleri inşa edebiliriz. Avrupa’da Londra ve Berlin, yerinde dönüşümü başarmış iyi uygulama örnekleri olarak öne çıkıyor.

İşte, bundan ötürü kent içinde kalmış ve kente canlılık katan bu ekonomik bölgeleri kentle, kentliyle ve birbirleriyle ilişkileri içerisinde ele alan, yerinde dönüşümü önceliklendiren bir yaklaşımı savunuyoruz. Teknik çalışmalar yerinde dönüşüme imkân olmadığını söylüyorsa o zaman taşınmayı gündeme almalıyız. Önümüzdeki dönemde bu konunun ana paydaşlarıyla ortak bir masa etrafında buluşup bu yaklaşımı ete kemiğe büründürmek için çalışmak ve kent içindeki ekonomik bölgelerden en az birinde yerinde dönüşümü hayata geçirmek istiyoruz.

Üretim gücünün gerçek bir rekabet avantajına dönüşmesi, onu dünyaya bağlayan altyapının gücüyle mümkün. Bu nedenle ikinci stratejik alanımız, İzmir’in tarihsel kimliğinin de merkezinde duran liman ve lojistik altyapısı.

ENTEGRE LİMAN VE LOJİSTİK ALTYAPISI

Lojistik söz konusu olduğunda İzmir’in sahip olduğu potansiyel son derece güçlü. Türkiye limanlarında 2025 yılında 553 milyon ton yük elleçlenirken bunun 89,5 milyon tonu yalnızca Aliağa bölgesindeki limanlarda gerçekleşti. Başka bir ifadeyle Türkiye limanlarında elleçlenen her altı ton yükün yaklaşık bir tonu Aliağa’dan geçti.

Aliağa ayrıca 2025 yılında dünyanın en fazla konteyner elleçleyen 100 limanı arasına giren beş Türk limanından biri oldu. Türkiye limanlarının toplam konteyner hacmi de 2025’te yaklaşık 14 milyon TEU ile tarihî bir seviyeye ulaştı.

Dolayısıyla İzmir’in sorunu limanı olmayan bir kentin liman inşa etmesi değil. Asıl mesele, elindeki çok güçlü liman sistemini demiryolu, karayolu, lojistik merkezler ve üretim alanlarıyla tek bir entegre ağ olarak çalıştırabilmek. Bunu başarabildiğimiz takdirde İzmir, Orta Koridor içerisindeki stratejik konumunu daha da güçlendirecek.

Bu kapsamda, Türkiye Varlık Fonu tarafından Alsancak Limanı özelinde açıklanan yatırım planının şehrimizin ve Ege Bölgesi’nin liman ve lojistik altyapısına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Bununla birlikte, ülkeler arası ticaret devam ediyor, limanlar çalışıyor ve İzmir için kısa ve orta vadede Aliağa Limanları ile Çandarlı Limanı konusunda atılması gereken önemli adımlar var.

Aliağa Limanları Altyapı Yatırımları

Aliağa Limanları, sadece İzmir için değil Ege Bölgesi ve Türkiye için stratejik öneme sahip bir liman kümesi. 2025 yılında elleçlenen yaklaşık 89,5 milyon ton yük Ege Bölgesinin ihracatının yüzde 58’i, ithalatının yüzde 51’ine karşılık geliyor. Bunun Türkiye açısından yansıması ise, ülke ihracatının yüzde 8’i, ithalatının yüzde 5,5’i bu limanlarda gerçekleşiyor. Ancak bu limanların ve arka bölgesinin ciddi altyapı sorunları olduğu hepimizin malumu.

Kuvvetli bir yağmur sonrasında Sanayi Caddesi’nin, Türkiye’nin en fazla yük elleçlenen limanlara erişimi sağlayan ana yolun nasıl bir hal aldığını sanırım İzmir’de yaşayan çoğu insan bilmez. Bunu en iyi malını oraya göndermek ya da oradan çekmek isteyen tüccarımız, sanayicimiz ve bu malları taşıyan tır şoförlerimiz bilir. Sanayi Caddesi’nde ilerlerken yolun sağında ve solunda park halinde birçok tır görürsünüz. Nedenini hiç düşündünüz mü? Çünkü Türkiye’nin en fazla yük elleçlenen limanlarının arka alanında hiç tır parkı yok. Oldukça temel bu altyapı eksikliklerine rağmen liman işletmecilerimiz, gümrük müşavirlerimiz, tır şoförlerimiz, vinç operatörlerimiz ve daha birçok sorumlu insan, ekonominin can damarı olan bu limanları çalıştırıyor.

İzmir Ticaret Odası olarak sadece İzmir’e değil tüm Ege Bölgesi’ne hizmet veren ve bir bakıma Batı Anadolu’nun dünyaya açılan kapısı olan Aliağa Limanlarının ve arka alanının ihtiyaç duyduğu altyapı yatırımlarının bir an evvel hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu kapsamda, yol kalitesinin iyileştirilmesinden alternatif güzergahlar oluşturulmasına, tır şoförlerinin en temel ihtiyaçlarını karşılayacağı tır parklarından demiryolu iltisak hatlarının geliştirilmesine varıncaya kadar yapılması gereken birçok iş var. Tüm bu ihtiyaç duyulan altyapı yatırımları ve diğer işlerin merkezi yönetim ve yerel yönetim tarafından bölge ölçeğinde bir bütün olarak ele alınması ve planlanması gerekiyor. Bunlar yapıldığı takdirde limanlardaki bekleme süreleri kısalacak, yük transferleri hızlanacak ve buna bağlı olarak da ticaret erbabı ve sanayicilerimizin de rekabet gücü artacak.

Limanı Olan Bir OSB: Çandarlı Sanayi Üretim Üssü

Çandarlı Limanı, 1990’lı yıllardan itibaren İzmir’in gündeminde olan bir konu. İlk dönem yapılan fizibilite çalışmalarında Çandarlı Limanı’nın dünyanın en büyük 10 limanından biri olması hedeflenmiş ve planlamalar buna göre yapılmıştı. Ancak aradan geçen süre içerisinde maalesef mendirek inşası haricinde herhangi bir yol alamadık. Gelgelelim bu süre zarfında dünya ticaretinin dinamikleri değişti, Türkiye’de ve yakın coğrafyada birçok yeni liman inşa edildi. Buna bağlı olarak da 1990’lardaki fizibilite çalışmalarının ortaya koyduğu dünyanın en büyük 10 limanından biri olma vizyonu artık geçerliliğini yitirdi.
Bugün, Çandarlı için yeni bir hikâye yazmamız gerekiyor. Ve İzmir olarak bu hikâyeyi yazmak için çok güçlü argümanlara sahibiz. Bunlar içerisinde en çarpıcı olanını anlatmak istiyorum.

İzmir, rüzgârın başkenti. Ülkemizde rüzgârdan en fazla enerji üretiminin yapıldığı yer, İzmir. Enerji üretiminin yanı sıra şehrimiz, rüzgâr santrallerine yönelik kanat, kule, türbin başta olmak üzere birçok ekipmanın imalatını yapan, ihraç eden güçlü bir sanayi ekosistemine ev sahipliği yapıyor.

İzmir’de ve ülkemizde bugüne kadar hep karasal rüzgâr santralleri kurduk. Ancak gelişen teknoloji sayesinde önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye’nin karasularında inşa edilmiş deniz üstü rüzgâr santralleri görmeye başlayacağız. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız tarafından açıklanan 2035 Enerji Stratejisine göre, ülkemiz 2035 yılına kadar 5 giga watt büyüklüğünde deniz üstü rüzgâr santrali kurmayı hedefliyor. Diğer yandan, Kuzey Denizine kıyısı olan ülkeler başta olmak üzere birçok AB üyesi ülke, net zero hedefleri doğrultusunda büyük ölçekli deniz üstü rüzgâr santralleri kurulmasına yönelik yatırım planları açıkladı.

İzmir kıyılarından başlayarak Kuzey Ege, ülkemizin en verimli deniz üstü rüzgâr sahalarına sahip. Bugün itibarıyla ülkemizde Saros Körfezi, Edremit, Gökçeada ve Bozcaada’da olmak üzere 4 adet deniz üstü rüzgâr YEKA alanları ilan edilmiş ve bu alanlara yönelik ihalelerin 2027 yılının ilk çeyreğinde yapılması planlanıyor. Santrallerin kurulması ufukta görülmüşken karasal rüzgâr santralleri için sahip olduğumuz imalat gücünü deniz üstüne taşımak için önemli bir fırsat önümüzde duruyor. Bu fırsatı değerlendirmek için de yapmamız gereken şey, limanı olan bir sanayi üssü kurmak.

Neden limanı olan bir OSB’ye ihtiyacımız var? Çünkü deniz üstü rüzgâr santralleri için üretilen ekipmanlar ebatları itibarıyla o kadar büyük ki bu ekipmanları karayoluyla limanlara taşımak neredeyse imkânsız. Avrupa’da bu sektörün geliştiği Danimarka’da Esbyer, İngiltere’de Hull, İspanya’da Bilbao Limanı gibi limanlar aynı zamanda art alanlarında deniz üstü rüzgâr ekipmanları imalatı yapan sanayi bölgelerine ev sahipliği yapıyor. Burada üretilen parçalar doğrudan limana sevk ediliyor ve gemilere yüklenip santralin kurulacağı sahaya gönderiliyor.

Çandarlı Liman sahası, 6,35 milyon m2 büyüklüğü ile bu iş için adeta biçilmiş kaftan niteliğinde. Lojistik maliyetlerinden ötürü Çin ile rekabet edebileceğimiz nadir sektörlerden biri olan bu sektörü İzmir’e kazandırmak için Çandarlı Limanı’nı deniz üstü rüzgâr santralleri başta olmak üzere katma değeri yüksek sektörlere hizmet edecek şekilde hem liman hem de sanayi bölgesi olarak fonksiyon kazanması gerektiğine inanıyoruz. İzmir Ticaret Odası olarak paydaşlarımızla birlikte hayata geçirdiğimiz Torbalı Mobilya, Dikili, Bayındır, Kınık organize tarım bölgeleri ile Kemalpaşa Lojistik Merkezi projesinde sahip olduğumuz tecrübeyle sektördeki paydaşlarımızla bu projeyi hayata geçirmeye hazırız!

Kemalpaşa Lojistik Merkezi

Kemalpaşa, İzmir’in sanayi bölgeleri ile limanları arasında stratejik bir noktada bulunuyor. Bu nedenle Kemalpaşa Lojistik Merkezi’ni sadece yüklerin depolandığı bir alan değil; demiryolu, karayolu, liman ve üretim merkezlerini birbirine bağlayan ana lojistik düğüm olarak değerlendirmek gerekiyor. Burası, yalnızca İzmir için değil güçlü sanayi altyapısı olan Manisa, Aydın, Denizli, Uşak, Balıkesir gibi çevre iller ve Ege Bölgesi hinterlandındaki diğer üretim ve ticaret merkezleri için de bir lojistik hub olma potansiyeline sahip.

Kurum olarak Valiliğimiz, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve Ege İhracatçı Birlikleri ile Kemalpaşa Lojistik Merkezi’nin hizmete alınması için geçen dönem önemli bir adım attık. Bu dönem içerisinde bürokratik prosedürlerin tamamlanmasının ardından onaylı imar planı ve proje çerçevesinde hızlı bir şekilde kalan yatırımları yapmak ve en kısa süre içerisinde Kemalpaşa Lojistik Merkezini açmak istiyoruz.

1,3 milyon m2 büyüklüğündeki ilk etabı hizmete aldıktan sonra 1,7 milyon m2 büyüklüğündeki ikinci etap çalışmalarına da vakit kaybetmeden başlayacağız. Böylece, ülkemizin Küresel Lojistik Performans Endeksinde ilk 25 ülke içerisinde yer alma hedefine İzmir ve Ege Bölgesi adına önemli bir katkı sunmuş olacağız.

Lojistik Merkezi’nin çalışmaya başlamasıyla birlikte sanayicimizin lojistik maliyetleri azalacak ve Tır Gümrüğü ile Taşıt Üstü Suplan Tır Sahaları’nın buraya taşınmasıyla kent merkezindeki trafiği olumsuz etkileyen ağır taşıt trafiği de büyük ölçüde ortadan kalkmış olacak.

Bununla birlikte, İzmir’in liman avantajını gerçek bir rekabet avantajına dönüştürmek istiyorsak üretim alanı ile liman arasındaki zincirin her halkasını güçlendirmek zorundayız. Bu da Kemalpaşa Lojistik Merkezi’nin limanlarla olan demiryolu bağlantılarını güçlendirmekten geçiyor ve bu alanda da ihtiyaç duyulan yatırımların yapılması gerektiğine inanıyoruz.

Gelgelelim İzmir’in dünyaya açılan kapıları yalnızca yük taşımıyor; insan, fikir, kültür ve deneyim de taşıyor. Bu da bizi üçüncü stratejik alanımıza, katma değerli turizme getiriyor.

KATMA DEĞERLİ TURİZM

İzmir; coğrafyası, iklimi, köklü tarihi ve sahip olduğu kültürel mirasla büyük bir turizm potansiyeline sahip. Ancak, bu potansiyelden yeterince yararlanabiliyor mu, bu potansiyeli iktisadi ve sosyal bir değere dönüştürebiliyor mu sorularına olumlu yanıt vermek maalesef mümkün değil.

Sanayi ve tarım başta olmak üzere birçok sektörde ülkemizin ilk üç sırasında yer alan İzmir, turizm sektöründe aynı başarıyı gösteremiyor. Bunun nedeni ise, turizmin gelişmesi için gerekli yatırımların hayata geçirilememesi. Halbuki Adnan Menderes Havalimanı 35 milyon yolcu kapasitesiyle turizmin gelişmesi adına önemli bir altyapı kazanımı. Lakin, büyük ölçekli turizm yatırımları hayata geçirilemediği için bu kapasitenin ancak üçte birini değerlendirebiliyoruz.

İzmir’in önümüzdeki dönemde yeni yatırımlarla turizm altyapısını ve kapasitesini geliştirmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sayede hem turizm yılın 12 ayına yayılacak hem de turist başına yaratılan ekonomik değeri artırmak mümkün olacak.

Alternatif Turizm Türlerinin Güçlendirilmesi

İzmir; agro-turizm, eko-turizm, gastronomi turizmi, inanç turizmi ve sağlık turizmi başta olmak üzere geleneksel turizm türlerine kıyasla katma değeri daha yüksek alternatif turizm türlerinde büyük bir potansiyele sahip. Bunlar arasında Urla merkezli olmak üzere Yarımada özelinde gastronomi turizminin elde ettiği başarı önemli olmakla birlikte İzmir için kesinlikle yeterli değil!
Şehrimizin alternatif turizm türlerindeki çeşitliliğini tek tek girişimler olmaktan çıkarıp rotalar, etkinlik takvimleri, ulaşım bağlantıları ve uluslararası tanıtımla bütünleştirmeliyiz. Böylelikle turizm hareketini yaz aylarından çıkarıp yılın tamamına ve İzmir’in farklı ilçelerine yayabiliriz. İzmir’in gerçek turizm potansiyeli, bu çeşitliliği ekonomik değere çevirebildiğimiz ölçüde ortaya çıkacak.

Çeşme Turizm Projesi

Şehrimizin turizm potansiyelinin değerlendirilmesi, Çeşme Turizm Projesi gibi büyük ölçekli yatırımların yapılmasına bağlı. Bu proje kapsamında yer alan otel, yat limanı, büyük ölçekli etkinlik ve gösteri alanları, kültürel altyapı tesisleri, spor tesisleri ve golf sahaları İzmir’in turizm kapasitesinde hem nicelik hem de nitelik açısından büyük bir sıçrama yaşanmasına vesile olacak. Bu sayede şehrimiz önemli bir lüks turizm destinasyonu kazanacak ve ekonomik açıdan turist başına yaratılan değer artacak.
Bu projenin turizmin 12 aya yayılmasına sağlayacağı katkı kadar İzmir merkezli uluslararası uçuşların artmasına da çok ciddi katkısı olacak. Bu bağlantıların güçlenmesi turizmin yanı sıra İzmir ve Ege Bölgesi’nin dış dünyayla ekonomik ilişkilerine de olumlu şekilde yansıyacak. Dolayısıyla, Çeşme Turizm Projesi’nin güncel koşullar ve ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden ele alınması ve hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

İnciraltı Sağlık Turizmi Projesi

İzmir, tarih boyunca önemli bir sağlık ve şifa merkezi olmuş. Antik dönemin önemli hekimlerinden Bergamalı Galen bu topraklarda yetişmiş. Tarihi Agamemnon kaplıcaları başta olmak üzere şehrimizin termal kaynakları yüzyıllar boyunca insanlara şifa kaynağı olmuş.

Geçmişten devraldığı bu mirası modern tıbbın son teknolojilerine sahip güçlü sağlık altyapısı ve yetişmiş insan kaynağı ile günümüze taşıyan İzmir, sağlık turizmi için önemli bir destinasyon olma potansiyeli taşıyor. Bu potansiyeli değerlendirmek, Çeşme Turizm Projesi gibi büyük ölçekli projelerin yapılmasıyla mümkün.

Bundan ötürü, İnciraltı’nın uzun yıllardır devam eden planlama sorunlarının çözülmesini ve bölgenin İzmir ekonomisine kazandırılmasını önemli görüyoruz. İnciraltı, planlama sorunlarının çözülmesiyle birlikte ülkemizin önde gelen sağlık turizmi destinasyonlarından biri olabilir.

Yeni Stadyum ile Kongre ve Sergi Sarayı

Ülkemizin 2032 yılında Avrupa Futbol Şampiyonası’na İtalya ile ev sahipliği yapacak olması, bir spor insanı ve yöneticisi olarak beni çok mutlu ediyor. Bununla birlikte İzmir, organizasyonun yapılacağı şehirler arasında maalesef yer almıyor. Bunun sebebi ise, şehrimizde Avrupa Futbol Şampiyonası maçları için gerekli standartlara sahip modern bir stadyuma sahip olmaması. Ancak önümüzde 6 yıla yakın bir süre var ve bu süre zarfında İzmir’e modern bir stadyum kazandırılabilir.

İzmir’de düzenlenen 1971 Akdeniz Oyunları için inşa edilen Atatürk Stadyumu artık hem deprem açısından önemli bir risk taşıyor hem de büyük spor organizasyonları için gerekli standartları karşılamaktan uzak. İzmir Ticaret Odası olarak Atatürk Stadyumu’nun yıkılarak yerine uluslararası müsabakalara ev sahipliği yapabilecek standartlarda modern bir stadyum inşa edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Şayet böyle bir stadyumu yapabilirsek geçen yıl Spor Zirvesi’nde de gündeme getirdiğim üzere, 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapan şehirlerden biri olma fırsatını yakalayabiliriz. Bunun için bu konuda vakit kaybedilmeden adım atılması gerektiğini düşünüyorum.

Bu konu özelinde yaptığımız çalışmalar, Atatürk Stadyumu’nun bulunduğu alanın yarısında böyle bir stadyumu yapmanın mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Stadyum için kullanılmayan alan içerisinde de büyük bir Kongre ve Sergi Sarayı ile Spor Müzesi’nin yapılmasıyla bu alan, spor, turizm, kültür ve etkinlik ekonomisini bir araya getiren yeni nesil bir yaşam merkezi haline gelebilir.

Böyle bir proje gündeme gelirse, İzmir Ticaret Odası olarak Kongre ve Sergi Sarayı’nın yapımına talip olduğumuzu belirtmek isterim. Burada klasik bir kongre merkezinin ötesinde şehrimize değer katacak simge bir yapı hayal ediyoruz. Bünyesinde konserlerden lansman törenlerine, uluslararası organizasyonlardan sergilere kadar birbirinden farklı etkinliklere ev sahipliği yapabilecek teknolojik altyapıyla donatılmış, yeşil ve akıllı bir kompleksi şehrimize kazandırmak istiyoruz.

Bir şehrin çekim gücü yalnızca ziyaretçiyi kendine getirmesiyle değil, insanına sunduğu yaşamla kalıcı hâle gelir. İzmir’in ekonomik gücünü sürdürülebilir kılmak için büyümenin yaşam kalitesi ve kent dayanıklılığıyla birlikte ilerlemesi gerekiyor.

YAŞANABİLİR VE DİRENÇLİ BİR ŞEHİR

Ekonomik rekabet artık sadece vergi, teşvik ve altyapıyla ölçülmüyor. Nitelikli insanın nerede yaşayacağına karar verirken temiz çevre, ulaşım, konut, kamusal alan ve yaşam kalitesi giderek daha belirleyici hâle geliyor.
İzmir’in ölçeği bu konuda da rakamlarla kendisini gösteriyor. 4,5 milyon insanın yaşadığı kentte her gün yaklaşık 5 bin 500 ton evsel atık ortaya çıkıyor; 2025 yılında trafik yoğunluğu yüzde 54,1’e ulaştı ve bir sürücü yoğun saatlerde yılda ortalama 112 saatini trafikte kaybetti.

Bunlar herhangi bir kurumu eleştirmek için kullanılacak rakamlar değil. Tam tersine, böylesine büyük bir metropolü yönetmenin ne kadar ciddi altyapı yatırımı, uzun vadeli planlama ve kurumlar arası iş birliği gerektirdiğini ortaya koyuyor.

Körfez

Körfez, İzmir’in çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve toplumsal değerlerinin de merkezinde. 2025 yılında Çiğli İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’ndeki yeni yatırımlarla arıtma kapasitesi önemli ölçüde artırıldı; tesis 2026 itibarıyla günlük 820 bin metreküp kapasiteyle yaklaşık 4 milyon kişiye hizmet veriyor.

Bu yatırımlar önemli; ancak Körfez meselesinin tek bir yatırım veya tek bir kurum üzerinden çözülebilecek bir konu olmadığını biliyoruz. Körfezin temizliği ve korunması merkezi yönetim ile yerel yönetimin ortak sorumluluğunda, uzun vadeli bir şehir meselesi olarak ele alınmalı. İzmir’in bütün ilgili kurumlarının bilimsel veriler etrafında ortaklaşarak uzun vadeli ve kesintisiz bir program yürütmesini çok önemli görüyoruz.

Atık Yönetimi

Şehrimiz yılda yaklaşık 2 milyon atık üretiyor. Böyle bir hacmi sadece toplama ve depolama üzerinden yönetmek mümkün değil. İzmir’in bilimsel ölçütlerle belirlenecek uygun bölgelerde modern atık yönetim tesislerine ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu tesisler atığı ayrıştıran, geri kazanan, dönüştüren, yeniden ekonomik değere çeviren çevre dostu ve çağdaş bir sistemin parçası olmalı; Harmandalı’nın yeşil dönüşümü de bu yaklaşımın önemli başlıklarından biri olarak ele alınmalı.

Ulaşım

İzmir gibi bir metropolde ulaşım sorununu çözmek için yeni yollar açmanın, yeni metro hatları inşa etmenin ötesinde Kuzey-Güney İzmir Alt Bölge Merkezleri ile Kent içi Ekonomik Bölgeler bağlamında dikkat çektiğim üzere sisteminin bütününü gören bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bununla birlikte, kısa vadede kronik trafik sorununu azaltmak için de bazı yatırımların vakit kaybedilmeden hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu kapsamda, İkinci Çevre Yolu ve Körfez Geçiş Projesi için çalışmalar tamamlanıp bir an evvel yapım aşamasına geçilmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra Halkapınar-Otogar Metrosu, Karabağlar Metrosu, Havaalanına ulaşım için alternatif güzergâh gibi yatırımların da devreye alınması büyük bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor. Yine denize kıyısı olan bir kent olarak deniz ulaşımının kent içi ulaşım içerisindeki payını artırmak için yenilikçi çözümler üzerinde daha fazla çalışmamız gerekiyor.

Ulaşım sorununun çözülmesi ya da azaltılması insanların işe, eğitime ve sosyal yaşama erişmek için harcadıkları zamanı azaltmak, doğrudan doğruya İzmir’in yaşam kalitesini ve ekonomik verimliliğini artırmak demektir.

Su Güvenliği

İzmir, kişi başına düşen su miktarı açısından ülkemizde su kıtlığı yaşayan şehirlerden biri. Bunun yanı sıra şehrimizin su ihtiyacının yaklaşık yüzde 65’i yer altı su kaynaklarından karşılanıyor. İklim krizinin etkileriyle birlikte tüm göstergeler, şehrimizin yakın bir gelecekte su fakiri olabileceğini ortaya koyuyor. 2025 yılının ikinci yarısında kent genelinde yaşadığımız su kesintileri, bu tehdidinin hiç de uzak olmadığını bizlere gösterdi.

Bundan ötürü, su güvenliğinin İzmir’in ana gündem maddelerinden biri olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu kapsamda, tarımsal üretim başta olmak üzere suyun verimli kullanımını sağlayan teknolojilerin yaygınlaştırılmasından içme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak oranlarının azaltılmasına kadar atılması gereken birçok adım var.

Tüm bunların ötesinde İzmir Ticaret Odası olarak denizden su artıma konusunun, şehrimizin su güvenliği açısından değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Gelişen teknolojiler denizden su artıma maliyetlerini oldukça azaltmış durumda. Bu alanda özellikle Körfez ülkelerinin başarılı uygulama örnekleri var ve içme suyu ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü deniz suyundan karşılıyorlar.

Su fakirliği tehdidine karşı şehrimizin en önemli avantajı olan denizden su arıtma potansiyelini kullanmak için gerekli çalışmalara merkezi ve yerel yönetim iş birliği içerisinde vakit kaybetmeden başlamalıyız.
Körfeziyle, çevresiyle daha temiz, ulaşım altyapısıyla daha erişilebilir ve kentsel altyapı ve üstyapısıyla daha dirençli bir İzmir, daha yaşanabilir bir İzmir demektir”



Ekonomi Haberleri

Tümü

Ekim ayı enflasyon verileri açıklandı! 4 aylık düşüş son...

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ekim ayına ilişkin enflasyon verilerini yayımladı.

1 gün önce

ENAG verileri açıklandı: Yıllık enflasyon 45,12!

ENAG, Ekim 2026 enflasyon verilerini yayımladı. Buna göre aylık enflasyon yüzde 2,68, yıllık...

1 gün önce

Fon Soruşturmasında İade Tutarı Belli Oldu! 37 Kişi 18...

Türkiye'nin gündemine oturan fon soruşturması kapsamında 37 kişinin aldığı parayı iade ettiği...

1 gün önce

İstanbul'un Ekim Ayı 'Enflasyonu' Belli Oldu

İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre, İstanbul'da ekimde bir önceki aya göre...

2 gün önce

TÜRK-İŞ ekim ayı verilerini yayımladı: Açlık ve yoksulluk...

TÜRK-İŞ’in ekim ayı araştırması, gıda ve temel yaşam giderlerindeki artışın sürdüğünü gözler...

4 gün önce

Fon tasfiyesi sonrasında ara ödemeler başladı!

Fon tasfiyesinin ardından ilk ara ödemeler başladı. 29,3 milyar liralık ara ödeme fon...

4 gün önce

Fon Mağdurlarını İlgilendiren Açıklama Geldi: İşte İlk...

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Sekizinci Fon Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nın...

6 gün önce

TÜİK eylül ayı verilerini açıkladı: 2 milyon 967 bin işsiz!

TÜİK’in eylül ayı verilerine göre işsiz sayısı bir ayda 198 bin artarak 2 milyon 967 bine...

7 gün önce

Folkart, İzmir'de bilinirlik ve güvende açık ara lider!

Folkart’ın 2026 yılı için Color Research & Consultancy Araştırma ve Danışmanlık şirketine İzmir...

8 gün önce

Zeytin sektörü ihracatta zorlu bir sezona giriyor

Türkiye, 2026/27 sezonunda sofralık zeytin ve zeytinyağında yüksek rekolte bekliyor....

8 gün önce

Elektrik Sayaçlarında Yeni Dönem: Milyonlarca Abonenin...

EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, 2027 sonuna kadar yaklaşık 2,7 milyon Akıllı Sayaç PRO...

8 gün önce

Hazır giyim sektöründe ödüller almıştı: Konkordato...

İzmir’de tekstil sektöründe faaliyet yürüten ve 2022’de gümüş, 2023’te bronz ihracat ödülü alan...

9 gün önce