BIST 100 14.059,55 %0,34 Altın 6.857,36 ₺/gr %0,60 Bitcoin $79.377 %0,56 Dolar 48,44 ₺ %0,00 Euro 56,34 ₺ %0,17 Sterlin 65,60 ₺ %0,22 Gümüş 102,56 ₺/gr %0,56 Ethereum $2.487,37 %0,37 İsviçre Frangı 59,82 ₺ %0,01 Kanada Doları 35,03 ₺ %0,05 Avustralya Doları 34,99 ₺ %0,27 Japon Yeni 0,00 ₺ %0,00 Suudi Riyali 12,90 ₺ %0,00 BAE Dirhemi 13,19 ₺ %0,00 Rus Rublesi 0,56 ₺ %0,39 Çin Yuanı 7,22 ₺ %0,01
Foto Galeri Video Yazarlar
Anasayfa Özel Haber Başkan adayı Çolak'tan 'çok sesli baro' vaadi: Her grupta...

Başkan adayı Çolak'tan 'çok sesli baro' vaadi: Her gruptan temsilci olacak!

İzmir Barosu başkanlığına bağımsız adaylığını açıklayan Tacettin Çolak, mevcut yönetimi kapsayıcılık ve objektiflikten uzak olmakla eleştirdi. Çolak, seçilmesi halinde farklı grupların temsil edildiği çoğulcu bir yönetim oluşturacağını söyledi.

Başkan adayı Çolak'tan 'çok sesli baro' vaadi: Her gruptan temsilci olacak!

ÖMER FARUK ALTIN / EGE'YE BAKIŞ - İzmir Barosu'nun ekim ayında yapılacak genel kuruluna sayılı günler kaldı.

Başkanlık için bağımsız adaylığı açıklayan Tacettin Çolak, Türkiye’de yargının siyasallaştığını ve savunma hakkının ciddi biçimde aşındığını dile getirdi. Çolak, bu süreçte barolara önemli sorumluluk düştüğünü ifade ederek mevcut İzmir Barosu yönetimini “kapsayıcılıktan ve objektiflikten uzak” olmakla eleştirdi.

Çolak; genç avukatların geçim sorunları, düşük CMK ücretleri, bağlı çalışan avukatların koşulları, İzmir’in adliye ihtiyacı ve baroların kent sorunlarındaki rolüne ilişkin Ege'ye Bakış'a değerlendirmelerde bulunarak; seçilmesi halinde farklı grupların temsil edildiği, tartışan ancak ortak karar etrafında hareket eden daha güçlü ve çoğulcu bir İzmir Barosu hedeflediğini ifade etti.

"TÜRKİYE YARGISININ MODERN HUKUKLA İLİŞKİSİNİN KALMADIĞI BİR ORTAM"

AKP iktidarının yargıyı muhaliflere yönelik saf dışı bırakma aracı haline getirdiğine vurgu yapan Çolak, baro ve savunma mesleğinin önemine vurgu yaptı.

Çolak şunları söyledi:

"Türkiye'de şu anda, özellikle AKP iktidarıyla birlikte yargı, siyasal iktidarın muhaliflerine karşı yapacağı operasyonlarda ya da muhaliflerini saf dışı bırakmada kullandığı bir operasyon aygıtı hâline getirildi. Dolayısıyla barolar da yargının en önemli unsurlarından biri olan savunma mekanizmasını temsil eder. Hatta bize göre en önemli unsur savunmadır. Zaten avukatın olmadığı bir yargılamada gerçek anlamda adaletli bir sonuç ve karar çıkmaz. Avukatsız bir yargılama da modern çağda hiçbir şekilde düşünülemez. Dolayısıyla gelinen son aşamada yargı pratiğine baktığımızda, özellikle Silivri davalarında, yargılananların siyasal kimliğinden bağımsız olarak söylüyorum; insanların savunma haklarının hiçe sayıldığı bir yargılama pratiği görüyoruz. Hatta mahkeme yargıcının, savunmanın itirazlarına karşı, "Artık bunu istinafta gündeme getirirsiniz" gibi ifadeler kullandığı; tamamen komedi ve tiyatroyu, daha doğrusu trajikomik bir tiyatroyu andıran bir yargılama pratiği var. Talimatla yapılan operasyonlar, hatta çifte standartlı uygulamalar var. Birilerinin evine gece yarısı baskın yapılırken birilerinin yalnızca ifadeye çağrılması, yine yıllar önce yapılmış konuşmalardan ya da paylaşımlardan hareketle soruşturmalar başlatılması gibi örnekler, yargının içine düşürüldüğü içler acısı durumu gösteriyor. Türkiye yargısının modern hukukla ilişkisinin kalmadığı bir ortamdan geçiyoruz. Dolayısıyla burada baroların ve savunma mesleğinin önemi çok büyük"

"TBB'NİN BAZI UYGULAMALARINDA, HUKUKSUZLUKLARA MEŞRULUK KAZANDIRAN GİRİŞİMLER VAR"

Türkiye'de yargının giderek bağımsızlığını kaybettiğini ve baroların ise bu duruma yeterince karşı çıkmadığını ifade eden Çolak, "Türkiye'de yargının AKP öncesinde de tam anlamıyla bağımsız bir niteliği yoktu. Ama biz o dönemlerde hukuk devleti mücadelesi yürütüyorduk. Şimdi bunların döneminde kanun devleti bile olunamıyor. Kanunlara dahi uyulmayan bir yargılama pratiği içerisindeyiz. Dolayısıyla barolar, Ergenekon davaları sürecinden bu yana kerte kerte kötüye giden yargılama pratiği karşısında üzerlerine düşen görevi tam anlamıyla yerine getirmiyorlar. Yerine getirmedikleri gibi, hatta bazı uygulamalarda, özellikle Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı ve Yönetim Kurulu'nun yaptığı bazı uygulamalarda, hukuksuzluklara meşruluk kazandıran girişimleri de var. En son, yakın geçmişte Adalet Bakanı'nı hiç gereği yokken ziyaret etmeleri gibi. Bunlar, yargının içine düşürüldüğü bu ortamda, avukatların yok sayıldığı, savunma mesleğine yönelik sürekli saldırıların yaşandığı, hatta birçok meslektaşın keyfî olarak gözaltına alındığı ve tutuklandığı bir dönemde yaşanıyor. Kendisi hakkında birtakım iddiaların bulunduğu bir bakanla gidip görüşmek bile bizim mesleğimizin itibarı açısından olumlu bir durum değil. İşte bu nedenlerle, baroların ve baro yönetimlerinin görevinin öneminin bilinciyle aday olduk. Aynı zamanda 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda baro yönetimlerine ve birlik yönetimlerine verilen; hukukun üstünlüğünü sağlamak ve insan haklarının gelişimine katkıda bulunmak konusunda çaba sarf etmek gibi görevler nedeniyle bu sorumluluğu üstlenmek istedik" dedi.

"İZMİR'DE GENÇLERİN ÖNÜ AÇILMIYOR"

Genç avukatların baro yönetimlerine katılımının önündeki kıdem şartını eleştiren Çolak, "Beş yıllık kıdemi olmayan avukatların baro yönetimlerine ya da baro organlarına seçilmesi, şu anki Avukatlık Kanunu'na göre mümkün değil. Baro başkanı olabilmek için de 10 yıllık kıdem gerekiyor. Baro başkanının 10 yıllık kıdemi olsun. Ayrıca baro yönetimlerinde de 10 yıllık, 20 yıllık kıdemi olan arkadaşlar olsun. Ama beş yıllık kıdemi olmayan arkadaşların, gençlerin yönetimlerden tamamen dışlanması adaletli bir uygulama değil. Mevcut koşullara baktığımızda genç avukat sayısı çok fazla. İzmir'de 15 bin avukat var. Yaklaşık dörtte üçü genç avukat. Dolayısıyla bu genç arkadaşlarımızın birikiminden ve enerjisinden yararlanılması gerekiyor. Elbette genç bir avukatın deneyimiyle kıdemli bir avukatın deneyimi bir olmaz. Bunları harmanlamak, yönetimlerde sentezlemek lazım. İnsanların önünü açmamız gerekiyor. İzmir'de bu konuyu 2022 yılındaki Genel Kurul’da gündeme getirdik. Diğer grupların adayları bu önerimizi olumlu buldular. Ancak, "Bu öneri geç geldi, artık bu genel kurula yetiştiremeyiz. Keşke daha önceden olsaydı" dediler. Biz de bir sonraki genel kurulda, yani 2024 Genel Kurulu'nda bunu hayata geçirelim dedik. Sözde anlaştık. Hatta Genç Avukatlar Meclisi'nin bir toplantısında, Baro Başkanı'nın da bulunduğu bir ortamda kendileri bu taahhüdü verdiler. Yapılacak şuydu: Sembolik olarak beş yıllık kıdemi olmayan iki arkadaş bütün listelere yazılacaktı. O arkadaşlar her listeye yazılacağı ve herkesten oy alacağı için seçilmeleri de garanti olacaktı. O arkadaşlar seçildikten sonra, yasa gereği kendilerine mazbata verilmeyeceği için dava açacaklardı.  İptal davasıyla, hatta bunu somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne de taşıyarak böyle bir açılım sağlayabilecektik. Bunda da anlaştık. Ama 2024 Baro Genel Kurulu'na geldiğimizde herkes kendi adaylarını çıkardı. Biz yine beş yıllık kıdemi olmayan arkadaşlara listemizde yer verdiğimiz hâlde, maalesef dediğim gibi, başta genç arkadaşlar da konuyla çok fazla ilgilenmedi. Bu nedenle söz konusu girişim hayata geçirilemedi. Biz aynı çağrımızı bu dönemde de yeniliyoruz. İşin bir başka ironik yönü de şu: İzmir'de gençlerin önü açılmıyor, yönetimlere alınmıyorlar. Bir de mevcut yönetim Genç Avukatlar Meclisi'ni kapattı" şeklinde konuştu.

"KENDİ İDEOLOJİK DURUŞLARINA YAKIN OLANLARA İLGİ GÖSTERİYORLAR"

Çağdaş Avukatlar Grubu'na yönelik eleştirilerde bulunan Çolak, "Benim kişilerle gerçekten bir sorunum yok. Prensip mücadelesi yürütüyorum. Baro genel kurullarında yaptığım konuşmaların içeriği de tamamen bu yönde. Yok efendim, bankalardan promosyon alınmış, ATM'ler sökülmüş, takılmış, şudur budur... Bunlar beni çok ilgilendirmiyor. Onları da eleştiririz ama kişisel anlamda değil, anlayış düzeyinde eleştiririz. Çağdaş Grubun baro yönetimi bana göre kapsayıcılıktan ve objektiflikten uzak. Bu arkadaşlar dört dönemdir yönetimde. 2018'den bu yana arka arkaya hep yönetime geldiler. Tamamen kendi ideolojik duruşlarına yakın olanlara daha fazla ilgi gösteren, ancak bunun dışındaki hak ihlalleri ya da sorunlar karşısında biraz edilgen kalan uygulamaları var" dedi.

"GERÇEKTEN ZAYIF KALINIYOR"

Avukatların ekonomik sorunlarını, mesleki güvencesizliğine değinen Çolak, baroların bu sorunlarla yeterki kadar ilgilenmedini ifade etti.

Çolak şunları söyledi:

"Avukat ölümleri ve intiharları var ve artarak devam ediyor. CMK ücretleri komedi düzeyinde. Bizim büromuzda mesleğe yeni başlayan bir meslektaşımız yoğun bir şekilde CMK işi yapıyor. Makbuz kesiyorum, onlara bakıyorum mesela. Üç bin küsur lira bir soruşturma ücreti var. Vergilendirildiğinde kendi elinde kalan para iki bin sekiz yüz lirayı bile bulmuyor. Mesleğe yeni başlamış bir insan bunlarla nasıl geçinecek?  Onun dışında Avukat Hakları Merkezi'nin çalışmaları ya da avukatlara yönelik yargılama süreçlerinde, soruşturmalardan itibaren yapılan keyfî uygulamalar var. Bunlar, baroların çok ciddi önlem alması gereken konular. Mesela mesleğin mali anlamda önünün açılması konusunda girişimlerde bulunulması gerekiyor. Örneğin anonim şirketlerde ve kooperatiflerde avukat bulundurma zorunlulukları getirildi ancak bunlar yeterince denetlenmiyor. Buralarda sıkı denetimler sağlanmış olsa avukat arkadaşlara, özellikle de genç arkadaşlara yeni kazanç alanları açılabilir. Bu noktalarda gerçekten zayıf kalınıyor. Özellikle CMK ücretlerinin asgari ücretle senkronize edilmesi konusunda yeterli bir çalışma yürütülmüyor. En son Adalet Bakanı açıkladı; tapu dairelerindeki işlemlerde avukat bulundurma zorunluluğu getirileceğini söyledi. Ancak ciddi anlamda yüksek bir rakam sınırı getirdiler. O tür alım satımları yapacak müvekkiller zaten yeni avukatlara gelmez. Dolayısıyla palyatif çözümlerle bu iş çözülemez. Sorun çok derin. Zaten büyükşehirlerdeki geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı genç arkadaşların sürekli önünü kesiyor. Kaldı ki genel anlamda kamu çalışanları ve emekçiler bakımından da durum böyle. Büyükşehirlerde yaşamak çok zor. Önceden insanlar İstanbul'da yaşamak için can atardı. Şimdi İstanbul ve Ankara gibi yerler, İzmir hadi bir nebze ama İzmir de biraz öyle, âdeta sürgün yerlerine dönüştü. Kiralar almış başını gidiyor. 30 bin, 40 bin, hatta 50 bin lira civarında kiralar var. Genç arkadaşlar nasıl idare etsin?" 

"İŞÇİ AVUKATLARININ KENDİ İÇLERİNDE ÖRGÜTLENMEYE GİTMELİ"

Kendi bağımsız bir hukuk bürosu yerine başka bir avukatın yanında ücret karşılığında çalışan işçi avukatlara yönelik emek sömürüsüne dikkat çeken Çolak, "Birçok avukat zaten işçi avukat olarak çalışıyor. Orada da büyük ve yoğun bir sömürü var. Barolar bu alanı da denetimsiz bırakıyor. Son derece insanlık dışı uygulamalar. Asgari ücretin altında avukat çalıştırılan büroların olduğunu duyuyoruz. Bunların tespit edilip haklarında hemen disiplin soruşturmalarının başlatılması gerekiyor. Barolar mesela bu konuda da yeterli çabayı sarf etmiyor. Benim o konuda yıllar önce bir girişimim oldu. İşçi avukatların sendikalaşmasıyla ilgili, benim de kendilerine katkı sunabileceğim, bir araya gelerek örgütlenme içerisine girilebileceği yönünde bir girişimimiz oldu. Ama maalesef yeterli duyarlılık gösterilmedi. Mevzuatta birtakım boşluklar var. Sendikalar derneklerden farklıdır. Sendikalar, toplu sözleşme yapabilmeleri nedeniyle derneklere göre daha modern örgütlenmelerdir. Bu noktada mevzuatın değiştirilmesi konusunda çaba gösterilmesi lazım. İşçi avukatların örgütlenmesi ve bunun adının sendika olması için de elbette ön açıcı çabalarımız mutlaka olur. Çünkü biz şu anlayışı savunuyoruz: Halkın örgütlü olması, başta işçi sınıfı olmak üzere halkın tüm kesimlerinin her alanda örgütlenmesi modern toplumun önünü açar. Hatta bunu şöyle bir sloganla ifade edebiliriz: "Örgütsüz halk köle halktır, örgütlü halk yenilmez." Bağlı çalışan işçi avukatların da kendi içlerinde bir örgütlenmeye gitmelerinde fayda var" dedi.

"ADALET OLMADIĞI SÜRECE SARAY OLSA NE OLUR, OLMASA NE OLUR?"

İzmir’deki adliye binalarını, adalet hizmetlerinin fiziksel koşullarına yönelik değerlendirmelerde bulunan Çolak, yatırımların yetersiz olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

"Yeni binalar yapıyorlar adına da "saray" diyorlar da içinde adalet olmadığı sürece büyük, devasa binaların saray olsa ne olur, olmasa ne olur? Her şeyden önce adalet yok. Ama öbür taraftan baktığınızda, yaptıkları bu saraylarda da yetersizlik söz konusu. Bunların yaklaşımında bir öngörüsüzlük var. Gelecekte bu binaların yetmeyeceğini öngörmeden, böyle derme çatma, oldubittiyle yapılan adliye binaları var. Bayraklı'daki merkez binasından önce adliye burada, Konak'taki SSK İş Hanı'ndaydı. Bayraklı'daki bina yapıldığında biz o zaman da eleştirdik. “Yarın İzmir'in nüfusu artacak, bu bina nereye yetecek, kime yetecek?" dedik. Yani yapıldığı mekân bile sorunlu. Orası balçık bir alan. Aslında oraya yapılmaması lazımdı. Daha güvenilir bir yere yapılması ve daha geniş olması gerekirdi. Ek binalarda hizmet veriyorlar. İş mahkemelerinin, sulh mahkemelerinin bulunduğu ek binaların çoğu iş hanından bozma bir yer. Adliye olarak dizayn edilmiş bir yapı değil. Örneğin Çiğli durum çok kötü. Orada hava almak bile mesele. Koridorlar çok dar, alanlar küçük. İş hanı zaten küçük bürolar hâlinde yapılmış. Penceresi olmayan, hatta penceresi apartman boşluğuna açılan duruşma salonları var. Hele yaz günlerinde oraya gittiğimizde perişan oluyorduk. Karşıyaka Adliyesi'nde de üç ayrı adliye binası var"

"BAROLARIN KENTİN ANA SORUNLARINDA AKTİF OLMASI GEREKİR"

Baroların kentin önemli gündemlerine ilişkin mücadele etmesi gerektiğine vurgu yapan Çolak, "Bu kentin ana sorunlarında birtakım farklı ilişkiler dönüyor. Özellikle yerel yöneticiler, merkezi yöneticiler ve holdingler arasında birtakım ilişkiler dönüyor. İşte kararlar değişiyor, imar planı değişiklikleri yapılıyor, bir şeyler oluyor. Örneğin Balçova'daki vatandaşların mağduriyeti yıllarca, hatta onlarca yıl sürdü. Şimdi baroların buralarda taraflardan yana bir görüş belirtmek ya da bir tarafı öne çıkarmak gibi bir sorumluluğu yoktur. Ama baroların meslek örgütü olmasından ve toplumsal sorunlara karşı duyarlı olma yükümlülüğünden kaynaklanan sorumlulukları vardır. Kentlilik bilincinin geliştirilmesi, kentin fiziki yapısına ve çevreye zarar verecek birtakım girişimlere ve plan değişikliklerine karşı çıkılması gerekir. Onun dışında halkın yaşam alanlarını yok edecek, örneğin parkların ve yeşil alanların ortadan kaldırılmasına yol açacak yaklaşımlara da karşı çıkılması gerekir. Hatta bununla ilgili davalar da açılması gerekir. Benzer girişimler geçmişte Türkiye'de TMMOB tarafından daha çok yapılıyordu. Onlarla ilgili de kısıtlayıcı düzenlemeler getirdi zaten bu siyasetçiler. Şimdi örneğin Buca Cezaevi'ni yıktılar. Oraya kalkıp kentin ortasına kama gibi saplanacak yüksek katlı binalar yapmakla halkın yararına, çevre bilinci açısından bir çözüm üretilmiş olmaz. Orada ne olur? Bir rant alanı oluşturulur, oralar birilerine peşkeş çekilmiş olur. Ama gerçekten halkın yararına olacak şekilde orada yeşil alanlar oluşturulsa, sosyal faaliyet merkezlerinin yer aldığı bir düzenleme yapılsa ve o cezaevi alanı bu şekilde halkın hizmetine sunulsa çok daha etkili olur. Baroların da bu konuda daha aktif olması gerekir tabii" ifadelerini kullandı.

"SİSTEM EN BAŞINDA MESLEĞİMİZE ZARAR VERİYOR"

İktidarın bağımsız gördüğü barolara müdahale ettiğini söyleyen Çolak, çoklu baro sisteminin de bu operasyonların bir parçası olarak değerlendirdi.

Çolak konuşmasında şunları söyledi:

"Bu siyasi iktidar, ele geçiremediği kurumlara böyle operasyonlar yapıyor. Bunu daha önce çoklu baro sisteminde de gördük. Ona karşı da epey mücadele yürüttük. Ankara'da birtakım eylemler de yaptık. Numaralı baroları gündeme getirdiler. İstanbul ve Ankara'da 2 bin imzayı, yani 2 bin kişiyi buldukları için ikinci baroları açtılar. Ama orada da aslında, özellikle Ankara'da ciddi anlamda zorlandılar. Kamu avukatlarına baskı yaparak, kamuda çalışan avukatları 2 No'lu Baro'ya üye olmaya zorlayarak o sayıya ulaştılar ve barajı aşmış oldular. İzmir'de ise şu ana kadar bu sayıyı bulamadılar. Bunun girişiminde bulundular. Hatta geçmişte İzmir Barosu'nun genel kurullarında AKP yanlısı avukatlar ayrı liste çıkarıyorlardı. Geçen seçimlerde aday listesi çıkarmadılar. Ama bize göre bu numaralı baro sistemi, açıkça savunma kurumunun siyasetin güdümüne girmesi anlamına gelir. Örneğin İstanbul'da duruşmalara gidiyoruz; 2 No'lu Baro'ya ayrıcalıklı yerler tahsis etmişler mesela. Bu açıkça görülüyor. Yine 2 No'lu baroların yöneticilerinin gidip bakandan talep ettiği birtakım istekler rahatlıkla yerine getiriliyor. Sonuç olarak mevcut barolarımız açısından, İstanbul'da da İzmir’de de bu tehlike var. Şu anda bence güçlü bir baro yaratmak zorundayız. Bir grubun egemenliğinin olduğu, bir grubun blok listesiyle yönetime geldiği ve diğer grupların seçimler arasındaki iki yıllık süre içerisinde baroya yabancılaştığı, barodan uzak durduğu ya da baroya küstüğü bir yönetim anlayışı ve sistem, başta meslektaşlarımıza ve mesleğimize zarar veriyor"

"GÖNLÜM HER GRUPTAN TEMSİLCİNİN OLDUĞU BİR YÖNETİMDEN YANA"

Çolak baro başkanı olduğu takdirde her gruptan temsilcinin olduğu bir yönetimi sağlayacağını söyleyerek, konuşmasını şu ifadelerle noktaladı:

"Meslektaşlarımız bize güven duyar ve bizi seçerlerse, gerçekten gönlüm her gruptan temsilcinin olduğu bir yönetimden yana. Böyle bir yönetimde ahenkli ve çok daha etkili bir İzmir Barosu yaratacağımıza inanıyorum. Çünkü bir meslek örgütünde kişisel çıkarlarını ya da grup çıkarlarını öne çıkarabilecek arkadaşlarımızın olabileceğini düşünemiyorum. Hele aynı yönetim içerisinde birlikte olursak bu çok daha anlamlı olur. Kaldı ki bunun örnekleri var. İzmir, Ankara ve İstanbul'un dışında birçok taşra barosunda çarşaf listeyle seçimlere giriliyor. Rakip gruplardan insanlar listeyi delerek yönetimlere girebiliyor. İzmir'de bu yapılmadı. Örneğin ben Konyalıyım. Konya'da var mesela. Konya'da demokrat avukatlar her dönem iki üyelerini yönetime sokuyorlar. Yönetimde temsil ediliyorlar. Yine ayrı liste çıkarıyorlar ama genel kurulda çarşaf liste uygulandığı için bu tür bir temsiliyetin önü açılıyor. Burada ise diğer gruplardaki arkadaşlarımızı ikna edemiyoruz maalesef. Bu da son derece antidemokratik bir yaklaşım biçimi. Ben bunu ısrarla ve inatla eleştiriyorum. "Yönetim ahenkli olmazsa sorunlar çıkar." deniliyor. Sorun çıksın, neden çıkmasın? Yönetim kurulu toplantılarında insanlar eleştirsin. Kendi önerilerini getirsin. Sonuç olarak şunu söylüyoruz: Demokratik merkeziyetçilik ilkesi burada hayata geçmeli. Yönetim içerisinde eleştirirsin, tartışırsın, önerilerini getirirsin. En sonunda tartışmalar belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra oylama yaparsın. Çoğunluğun kararı neyse onu uygularsın. Demokratik merkeziyetçilik budur. Demokratik yönü, organ içerisinde alabildiğine geniş bir tartışmanın yürütülmesidir; merkeziyetçi yönü ise tartışma sonucunda alınan karara herkesin uymasıdır. Bunda hiçbir sakınca yok"



Özel Haber Haberleri

Tümü

Uşak'taki GES projesine bilirkişi freni: Proje zararlı,...

Uşak'ın Bağbaşı Köyü'nde yapılması planlanan Karacahisar Güneş Enerji Santrali (GES) ve Elektrik...

5 gün önce

Tüprag'a karşı 6 köy birleşti: Madeni köyümüze sokmayacağız!

Uşak'ta bulunan ve önemli su kaynaklarını besleyen Murat Dağı'nda maden tehdidi devam ederken,...

8 gün önce

Sengel'den Grup Başkanvekilliği açıklaması: "Bilgim...

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde CHP’den YENİ Parti’ye geçişlerin ardından grup...

28 gün önce

İlkay Çiçek CHP'den istifa etti: "Partim tarafından...

Menderes Belediyesi'ne yapılan operasyonda tutuklanan Belediye Başkanı İlkay Çiçek CHP'den...

28 gün önce

CHP - YENİ Parti arasında 'Whatsapp' krizi: Cemil Tugay...

CHP'den istifa etmesinin ardından yoluna bağımsız devam edeceğini dile getiren İzmir Büyükşehir...

1 ay önce

DEM Partili Akın'dan 'Çeşme Projesi' çıkışı: Günlük 36...

DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, İzmir'de uzun yıllardır yapılmak istenen Çeşme...

1 ay önce

Avukat Nesil Kör'den gençlerin tutuklanmasında CHP iddiası!

Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanmasının ardından 19 Mart’ta ülke...

1 yıl önce

Bir belge 2 detay! Soyer dönemindeki skandal atama o...

Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın kızı Özgegül Yalım'ın geçtiğimiz Tunç Soyer döneminde İzmir...

2 yıl önce

Özel mülkiyeti ihlalden, kafasına göre park etmeye…...

Son yıllarda gençler arasında oldukça yaygınlaşan elektrikli scooterlar, birçok tartışmayı da...

2 yıl önce

Kuş Cennet'inde çevre felaketi kapıda! Herkes biliyor ama...

 Son yıllarda yaşanan su krizi ve çevresel tahribat, binlerce kuş türünün yaşamını tehdit ettiği...

2 yıl önce

Mimarlar Odası'ndan Foça Belediyesi'ne mahkeme yanıtı:...

Yargıya taşınan ‘ekoköy’ projesi için Mimarlar Odası, Foça Belediyesi’ne yüklendi. Oda Başkanı...

2 yıl önce

İYİ Parti İzmir’de istifalar bitmiyor! Bir ilçe daha yolda

İYİ Parti’de istifa furyası devam ediyor. Olağanüstü Kurultay sonrasında Akşener yerine İzmir...

2 yıl önce